Ana içeriğe atla

Bana biçilen kaftandan sıkıldım! Bornozla gezicem ben!

40 yaş dönüm noktasıymış ya kadının hayatında. 

Ben mecburi dönüş yaptım 37 yaşında. 

Bana biçilen, incilerle, yakutlarla süslü kaftanım üzerimde, salınıp dururken sırça sarayımda, benden başka bi dünyada, hem de burnumun dibinde yaşanan aldatılmayla yüzleştim.

Sindrella ne hissetti o araba bal kabağına dönüşünce, çok iyi biliyorum. Bi gün bi rakı masasında Sindrella ile otursak da laflasak " O bal kabağını yaratan perinin de amk!" serzenişlerini duyabilir yan masadakiler. Kesin ağlarız "Ah bacım neler hissettiğini anlıyorum" deyip de sarılarak.

Velhasıl, yüzleşme hoş olmadı.. İncileri, yakutları hatta kürklü yakasının tüyleri bile döküldü kaftanımın. İmitasyon olduğunu farkettim dehşetle.. Vat iz matriks ulan! dedim, "evrekaaaaaaaaaaa" diye fırladım tepeme yıkılan sırça saraydan ve keşfettim kendimi.

Kumaşını kendim dikmemişim, en ufak bir el emeğim yoktu o kaftanda anladım. 

Sıyırdım attım. 

Çıplaktım. Üşüdüm, uyandım..

Bekledim, biriktirdim..

Zamanı gelince bir bornoz aldım.. 

Şimdi rahatım..



Yorumlar

  1. Kaftan guzel tesbih ama bornozu da baskasinin bictigini ve diktigini unutmamak lazim. Bence en iyisi kendi diktigin entari, ustune de kendi bictigin bi sal. Sahane; kimsenin bedenine boyuna ebadina uymana gerek yok. Kendi kendine yeter de artarsin bile.. bence yani.. EK

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın.. tiril tiril entarimle kimseye eyvallah demeden devam :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aşk, birini gözünüzde büyütebilme sanatı

Şu dünyalar çirkini Diego nasıl olup da hunharca sevilebilir?  Şekli şemali de çirkin elbet ama asıl soru ruhu bu kadar çirkin bir adam, böylesi bir sevilmeyi hak ediyor mu? Tamamen kişisel becerimize bağlı bir şey aşk..  Hormonal devinimlerden bağımsız düşünürsek, balonu ne kadar şişirebildiğimiz ya da şişirmek istediğimizle ilintili..  Sıradanı alıp muhteşeme çevirmek, o muhteşemliğe inanıp kendimizi Frida'ya, karşımızdakini Diego'ya dönüştürmek, bizim yeteneğimiz. Kimimiz çok yetenekliyiz, kimimiz sıradan.. Entelektüel olmakla falan da ilgisi yok bunun.  Tıpkı sarhoş olmak gibi; Rafta duran onlarca aynı şişe arasından birini seçmek, seçtiğimiz şişedeki şarabı içmek, bile isteye sarhoş olduktan sonra dünyanın en iyi şarabı olduğuna kendimizi inandırmak gibi. Oysa ki sıradan bir şaraptı o, rafta..  Tamamen isteyerek yaratılan bi imge.. Sıradan bi adamken, Frida'nın Diegosu yapabiliriz herkesi, bi kaç yudum alıp bırakabil...

En son ne zaman?

En son ne zaman heyecanlandığımı anımsayacak kadar değişti hayatım.  Bundan 4-5 ay önce sorsa biri "en son ne zaman heyecanlandın?" diye uzun uzun düşünmem gerekirdi.  Bir hedefe doğru düz ilerleyen ve hiç bir duygunun yönümü değiştirmesine izin vermeyen bir ok gibi, her şeyi hızla geride bırakarak geçtiğim bir dönem bitti..  Şimdi çocuklarımın, dostlarımın, ailemin, havanın, suyun, zamanın, işin, aşın, çalışmanın, şiirin, edebiyatın yani gökyüzü ve yeryüzünün bana sunduklarının tadını alıyorum.  Üzülmüyorum pek.. Sinirlensem de geçiyo çabucak.  Bir derinlik sarhoşluğuna benzer, hülyalı ruh dinginliği..  Olmam gereken yerde olmaktan mı? Varmam gereken yere varmaktan mı?  Bilmiyorum. En son ne zaman heyecanlandığımı biliyorum ama. Bugün; yarın olacaklar için.. Neden heyecanlandığımı da; yaşamaktan..  Sahi, siz en son ne zaman, niye heyecanlandınız?